YİNE TREN KAZASI: DAHA KAÇ İNSAN ÖLECEK? !!!
Bugün(03.01.2010) Bilecik ili dahilinde yine tren kazası meydana geldi. Çelişkili açıklamalar devam etmekle birlikte, basına yansıyan bilgilere göre; Bilecik Valiliği, 1 makinistin öldüğünü, 2’si demiryolu çalışanı olmak üzere 7 kişinin de yaralı olduğunu açıklamış! Demiryolu yönetimi ise, önce ölen yok derken, sonra da bir personelin öldüğünü açıkladı ama açıklamalar arasında yolculardan yaralananlar olduğu yönünde bir bilgi hala verilmiş değil! Keza Bakanlığın açıklaması da benzer yönde…
Açıklamalarda yine, personel hatasına işaret ediliyor. Ancak demiryolu kazalarında adet haline gelen bu açıklamalar nedeniyle, kimse konunun arkasını aramıyor. Ama biz konunun arkasını arayacağız…
Resmi makamlara göre, madem bütün kazalar personel hatası, o zaman biz de şu soruyu soralım: “yetkililer hiç araştırıyor mu acaba, bu personel niye hata yapıyor” diye?
Bilecik Valiliği açıkladı ama demiryolu yetkilileri ısrarla açıklamıyor, bu yüzden bir de biz açıklayalım; kazanın olduğu bölgede normal tren işletmeciliği yapılmadığı, hızlı tren yolu inşaatı nedeniyle, enerji kesintisi yapıldığı için belirli bölgeler dahilinde dizel lokomotiflerle taşımacılık yapıldığı(Osmaneli-Vezirhan arası), yani arızi bir durum dahilinde taşımacılık yapıldığı” gerçeği ile karşı karşıyayız.
Bu gerçek dahilinde, kaza yapan trenlerde(özellikle lokomotiflerde) görev yapan personel, acaba kaç saattir görevde? Bölgede arızi bir durum olduğuna göre, Vezirhan’da, Bayırköy’de ve Osmanelinde olması gereken istasyon personeli tam olarak var mı? Bu soruların cevabı çok önemli! Çünkü, arızi bir durum dahilinde yapılacak çalışmalar sırasında, yeterli ve fazla çalışmaya maruz kalmamış personelle çalışma yapılması, işletmecilik güvenliği açısından çok büyük öneme sahip!
Bu faktörler de bir kenara, geçtiğimiz yıllarda yaşanan Tavşancıl kazasında da tartışma konusu olan ATS(Automatic Train Stop) sistemi, yani otomatik tren durdurma sistemi kaza yapan tren lokomotiflerinde var mıydı? Varsa, bu sistem lokomotifleri ve tren vagonlarını frene geçirdi mi? Tüm bu şartlar var ise ve ATS sistemi doğru çalıştıysa, kazanın olmaması ve trenin durması gerekmez miydi? Yoksa kamuoyundan gizlendiği üzere, bu sistemin, trenlerin kırmızı sinyali ihlal etmelerini engellemediği, kırmızı sinyali geçmeye engel olmadığı, yani bu sistemin özürlü ve hatalı bir sistem olduğu gerçeği yeniden karşımızda mı?
Bu faktörlerin hepsinin doğru şekilde varlığı söz konusu olsa ve kaza personel hatasına mal edilse bile, o zaman karşımıza başka bir faktör daha çıkıyor.
Bu kazalar en az zararla atlatılamaz mı?
Bu konu, 2009 yazında yine Bilecik’te(Bozüyük ilçesi) meydana gelen ve 5 vatandaşımızın ölümüne neden olan tren kazası sonrası
basında çıkan haberleri hatırlatıyor.
Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan haberlere göre; ölüm ve yaralanmaların hepsinin ilk vagonlarda olduğuna ve vagonlarda olan ölüm yada yaralanmaların önlenilebilir olabileceğine işaret ediliyordu.
ÖLÜM YİNE İLK VAGONDA !!!
Bugün meydana gelen kazada, ölen makinist ama makinistin öldüğü yer, lokomotif değil, İLK VAGON! Kazanın oluş şekliyle ilgili yapılan açıklamalara göre; İstanbul yönünden gelen Eskişehir Ekspresi, istasyon içinde barınma yolunda bekleyen trene çarpıyor. İşte, bekleyen trenin makinistlerinden birisi de, bekleme durumundan faydalanarak, ihtiyaçları için ilk vagonun tuvaletine gidiyor! Tam bu sırada kaza olunca da, çarpışmanın etkisi ile arkaya savrulan lokomotifin, yolcu vagonunu ezmesi neticesinde arada sıkışan makinist hayatını kaybediyor. Sonuçta, bu kazada da, ölüm ve yaralanmalar ilk vagonda!
Böylelikle, Bilecik’te bugün meydana gelen bu kaza sonrasında, yeniden gündeme gelen, demiryolu kazalarının “ilk vagon” konusunda birleşen ortak yanıyla ilgili haberlerin izini aramaya başlıyoruz…
“Ölümler ve yaralanmalar, genelde ilk vagonda gerçekleşiyor”
İşte bu durum bir tesadüf değil, demiyollarında kuruluşundan bu yana bilinen somut bir durumun gerçekleşmesidir. Kazalarda, çarpma anında, lokomotifin arkasındaki ilk vagon, arkadaki diğer vagonların da itmesi nedeniyle lokomotifin üzerine yüklenmekte ve ilk hasar bu vagonun lokomotif tarafında olmaktadır. Ancak bu bilimsel gerçeklik karşısında, ölümler ve yaralanmalar asla önlenemez değildir.
Demiryollarının son yıllar hariç, bu konuda önlemler içeren prosedürleri vardı!!!
Geçtiğimiz aylarda Evrensel gazetesinde çıkan bir haber de, bu konuyla ilgiliydi. Açıklamayı yapan BTS İzmir Şube Başkanı, ciddi ve asla hafife alınmaması gereken gerçekliklere işaret ediyordu. Yapılan açıklamayı sizler için özetlemek gerekirse;
Demiryollarının kurulduğundan bu yana, yolcu ve personel güvenliğini içeren, tam da bu nedenle “güvenli taşımacılık” söylemine uygun olan kuralları vardı. Neydi bu kurallar derseniz;
-Daha önce trenlere, içinde yük de taşınabilen furgon adı verilen normal vagon boyunda vagonlar verilirdi. Bu vagonlar tren diziliminde kural itibariyle lokomotiften sonraki ilk vagon olmak zorundaydı. Bu vagonlarda aynı zamanda görevli personel de seyahat ederdi. Kurallar o kadar sıkı idi iki, furgon vagonunun tren personelinin bulanacağı bölümü asla lokomotifin hemen arkasına gelecek şekilde verilmezdi, verilse bile personel tarafından bu hatalı dizilim kabul edilmezdi.
-Daha sonraları demiryollarının, önce birçok trenden, daha sonra da tamamen bagaj taşımacılığını kaldırması sonucunda, artık trenlere furgon verilmemeye başlandı.
-Bunun yerine bazı trenlerde(şehirler arası trenler) yolcu vagonunun içinde emniyet bölmesi diye bir bölüm oluşturulurken, bölgesel ve banliyö trenlerinde bu yerler hiç ayrılmaz hale getirildi. Bunun yerine görevli personelin eline, üzerinde; “Emniyet bölmesine görevli personelin haricinde girilmesi tehlikeli ve yasaktır” yazan levhalar tutuşturuldu. Personel bunu, özellikle bölgesel trenlerde ilk vagonun lokomotif tarafındaki ort. ilk iki koltuğa asmaya zorlanırken, bu durum ayakta giden yolcularla personeli karşı karşıya getirdi. Çünkü o koltuklar yolcuların gözüne bata bata boş gidiyordu. Halbuki yeterli olmasa da, bölgesel tren vagonları içinde sonradan emniyet bölmesi oluşturulmuş vagonlar vardı ama bunların tren içinde yer alması ve tren dizisi içinde doğru dizilimi yönetimin umrunda değildi.
-Şehirlerarası trenlerde kullanılan vagonlarda oluşturulan emniyet bölmeleri eskiden hemen hemen vagonun üçte birini kaplıyordu. Ancak, zaman içinde kamu hizmeti veren bir kurumda olaya ticari bakmanın bir sonucu olsa gerek, bu bölmeler küçültükçe küçültüldü. İki koltukluk yer haline getirildi. Halbuki, yıllar yılı emniyet için alınan bölüm, bir vagon ila bir vagonun üçte biri arasında idi.
İşte peşpeşe gelen tren kazalarında, işin görülmeyen tarafında bu önemli detay vardı. Bu kazalardan bazılarını hatırlamak gerekirse;
Bölgesel tren olan Adapazarı ekspresi ile Başkent ekspresi çarpıştı. Kazada tüm ölümler(1 makinistin ölümü hariç) her iki trenin ilk vagonunun lokomotif tarafında gerçekleşti. Başkent ekspresinde, son yılların uygulaması olan küçültülmüş emniyet bölmesi var iken, Adapazarı Ekspresinde emniyet bölmesi yoktu, sadece “o küçük levha” ayrılmış iki koltuk vardı. Ve ölümlerin büyük çoğunluğu da Adapazarı ekspresinin birinci vagonunun lokomotif tarafındaki bölmesinde oldu.
Şehirlerarası çalışan Cumhuriyet Ekspresi yola izinsiz giren bir paletli kepçeye çarptı. Lokomotifin hemen hemen yarısı çarpmanın etkisi ile birinci vagonun içine geçti. Daha doğrusu vagon lokomotifin içine geçti. Kazada 5 vatandaş ölürken, tüm ölümler 1.vagonun lokomotif tarafında oldu. Lokomotife en yakın olan tren personeli olmasına rağmen, personelin o an için oturduğu koltuğun yeri itibariyle, şans eseri personel yaralanarak kurtuldu ama yolcular personel kadar şanslı olamadı. Bu trenin emniyet bölmesi aslında kazasaki 1.vagonun orjinalinde yoktu ama sonradan iki koltukluk küçük bir yer bölme olarak ayrılmıştı.
Ve şimdi de Bilecik kazası(Bayırköy-Vezirhan arası)…
Güvenli demiryolu için aslolan kurallar uygulansa idi, bu ölümler olur muydu?
Verilecek cevap büyük ihtimalle; HAYIR olurdu! Güvenli bir demiryolu için önlem almak, olası tren kazalarında ölümleri ve yaralanmaları en aza indirgemek, hatta tamamen ortadan kaldırmak bile mümkün iken, bu basit güvenlik önlemlerini ihlal eden, güvenli demiryolunu “güvensiz” hale getirenlerin sorumlulukları ortada değil mi?
Demiryolu yönetiminin, çağdaşlık adına, “çağ ve insanlık dışı” uygulamaları
Bu tip olası kazalarda, yolcuların hayatının korunması kadar, personelin hayatının korunması da esas alınmak zorundadır. Ancak, önce furgon vagonları, sonra da emniyet bölmesini kaldıran yada emniyet bölmesi için ayrılan yeri ufacık hale getirenler, buraya tren personelini yerleştirme curetinde olabilmektedirler.
İşyerlerinde nasıl “yangından ilk önce kurtarılacak” ibareleri özel ve öncelikli koruma yerleri var ise, tersi bir absürt mantıkla, “kazada ilk ölecekler” olarak tren personeli seçilebilmektedir. Tren personeli lokomotife çok yakın olan bu bölümde görevini icra etmeye zorlanmakta, bir nevi kurban muamelesi görmektedir.
Demiryollarında güvenliği yok eden bu yönetim uygulamaları nedeniyle olan birçok kazada, tren personeli, her zaman şanslı olup, kazayı yaralanarak atlatamamış, bu kazaların çoğunda personel ölmüştür. Son olarak da bugün meydana gelen kazada 1 makinist hayatını kaybetmiştir…
İşte, yetkililerin “Allah rahmet eylesin” yada “personel suçlu” diyerek sıyrıldıkları bu tip kazaların görülmeyen, gösterilmeyen tarafında bu gerçeklik vardır. Başta da belirttiğimiz üzere, köklü bir kurum olan demiryollarının iç mevzuatı, güvenlik konusunda bir zamanlar sıkı önlemler alan bir özelliğe sahipti. Ancak son yıllarda, iş bilmemezlik ile yönetim zaafiyeti ve ticari yaklaşımlar nedeniyle bu güvenlik yok edildi. Mevzuat allak bullak edildi, kurum yönetimine işin ehli olmayan ve hak etmeyen kişiler atandı. Personel fazla ve kuralsız çalıştırılarak hata yapmaya zorlandı/zorlanıyor.
Aslında peş peşe yaşanan ve kayıpların bir hayli fazla olduğu bu kazalar, bağıra bağıra geliyorum diyordu. Ve eğer bugün yaşanan kazada da, yolculardan ölen olmasa dahi(!), “personel hatası” diye geçiştirilip “bu gizli detaylar görülmez ve sorumlulardan hesap sorulmaz ise”, yeni kazaların olmasının kaçınılmaz olacağı kesin…
Popularity: 12%



